Anerkennung der Kurdischen Identität

Gleiche Pflichten. Gleiche Rechte.

Sunday, Jan 21st

Last update02:39:35 PM

Hauptseite

YEK-KOM Başkanı Yüksel Koç ile kampanya hakkında röportaj

Anerkennung der   Kurdischen Identität

“1991 yılında Almanya Federal Parlamentosu Dışişleri Komisyonu’nun aldığı bir tavsiye kararı var. Bu kararda, ‘Almanya’da büyük bir Kürt göçmen grubu yaşamaktadır. Onların da kültürel haklarının tanınması gerekir’ deniliyor. Çok net bir karar bu. Bizim şu anda talep ettiğimiz şeyler de tam buna denk geliyor.”

Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu (YEK-KOM) öncülüğünde 13 Haziran 2011 tarihinde startı verilen “Almanya’da Kürt Kimliği Resmi Olarak Tanınsın” kampanyasına destek giderek büyüyor. YEK-KOM tarafından yapılan açıklamada, hedefin en az 100 bin imza olduğu belirtildi.

Almanya’da yaşayan Kürtlerin diğer göçmenlerle eşit haklara sahip olmasını hedefleyen Kimlik Kampanyası’nı, YEK-KOM Başkanı Yüksek Koç ile konuştuk. Koç, kampanyanın içeriğini, getireceklerini, sürecin nasıl işleyeceğini ve hukuksal boyutlarını anlattı.

Başlattığınız Kimlik Kampanyası’nı kısaca özetler misiniz?

Başlatmış olduğumuız ‘Kürt Kimliği resmi olarak tanınsın’ kampanyası kısa ve öz olarak, Almanya’da yaşayan Kürt halkının diğer göçmen grupları ile  eşit haklara sahip olmasıdır.

Kürtlerin kimlikleri tanınmadığı için eşit değiller. Arap, Fars ve Türk olarak tanındıkları için, ‘Türk, Arap ve Farslara tanınan haklardan gidin yararlanın’ diyorlar. Oysa biz ayrı bir halk grubuyuz ve ayrı bir halk grubu olduğumuz için de Kimlik Kampanyası başlattık. Biz de Kürt halkı olarak diğer göçmenlerin yararlandığı bütün haklardan faydalanmak istiyoruz.

Bu, Alman devletinin ülkesine gelen insanları etnik kökenlerine göre değil de geldikleri ülkenin vatandaşlıklarına göre tanımasından mı kaynaklanıyor?

Evet, Alman Anayasası, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra özellikle Hitler faşizmine karşı tedbir olsun diye bu kararı almış (Hitler faşizmi, o dönem insanları etnisitelerine göre Alman olmayan Yahudi, çingene vb. şeklinde ayırarak, soykırım uyguluyor). Yani faşizmin bir daha iktidara gelmesi halinde, böyle bir şey yaşanmasın diye, insanların etnisitelerine göre değil de geldikleri ülkenin vatandaşları olarak tanımlanmışlar.

Durum böyleyse siz neden böyle bir kampanya başlattınız?

Biz bu kampanyayı esas olarak iki nedenle yapıyoruz.  Birincisi, Almanya Anayasası’nda bunu engelleyen bir madde yok. 1991 yılında Alman Federal Parlamentosu Dışişleri Komisyonu’nun aldığı bir  tavsiye karar var. Bu karar parlamentoya sunuluyor. Kararda, ‘Almanya’da büyük bir Kürt göçmen grubu yaşamaktadır. Onların da kültürel haklarının tanınması gerekir’ deniliyor. Çok net bir karar bu. Bizim şu anda talep ettiğimiz şeyler de tam buna denk geliyor.

İkincisi; dayandığımız gerekçe ise, Alman Anayasası’nın 1. Maddesi. Bu madde de, ‘İnsanın onur ve haysiyeti dokunulmazdır. Tüm devlet erki ona saygı göstermek ve onu korumakla yükümlüdür’ deniyor. (1) Die Würde des Menschen ist unantastbar. Sie zu achten und zu schützen ist Verpflichtung aller staatlichen Gewalt.)

Şimdi Kürtlerin büyük bir kısmı siyasi sığınmacı olarak Almanya’ya gelmişlerdir. Göçmen işçi olarak gelenler de vardır ama dediğim gibi  büyük bir kısmı siyasi sığınmacı olarak gelmişlerdir.  Niçin siyasi sığınmacı olarak gelmişler? Kürtler, Araplığı, Türklüğü, Farslığı kendi ülkelerinde, topraklarında, yaşadıkları yerlerde kabul etmedikleri için egemenler tarafından baskıya uğramışlardır. Bu devletlerin baskısından dolayı kaçıp, buralara siyasi sığınma başvurusu yapmaya gelmişler. Alman devleti de bu insanların siyasi sığınma başvurusunu kabul etmiş. Demiştir ki, ‘Bu yerinde bir taleptir, biz bu talebi kabul ediyoruz.’ Şu anda Almanya’da 1 milyona yakın Kürt yaşıyor. Hatta bir iki ay önce Ulla Jepke’nin verdiği bir soru önergesine devlet, Kürtlerin sayısını resmi olarak 800 bin olarak açıklamıştır.

Tüm bunlardan dolayı da, madem Alman devleti Kürtlerin varlığını resmi olarak kabul ediyor; peki neden pasaportunu verdikten sonra ona ‘Türk, Arap, Fars’sın’ diyor? Oysa Alman Anayasası’nın 1. Maddesi  insan onurunun kutsal olduğunu, onun korunması gerektiğini belirtiyor. O zaman Alman Anayasası’nın 1. Maddesi ihlal ediliyor. Kürtlere tekrar Farslık, Türklük, Araplık dayatılıyor. Zaten Kürtler, bu kimlikleri kabul etselerdi, Almanya’ya gelmelerine gerek yoktu. Kendi ülkelerinde kalırlardı.

Yine Alman devleti kendi anayasasının 2. Maddesi’ni de ihlal ediyor. Anayasanın 2. Maddesi 1. Paragrafı’nda diyor ki; ‘Herkes başkalarının haklarını ihlal etmemek, anayasal düzene veya ahlak kurallarına aykırı düşmemek koşuluyla, kişiliğini serbestçe geliştirme hakkına sahiptir’

(1) Jeder hat das Recht auf die freie Entfaltung seiner Persönlichkeit, soweit er nicht die Rechte anderer verletzt und nicht gegen die verfassungsmäßige Ordnung oder das Sittengesetz verstößt).

Yine 3. Maddesi’nin 3. Fıkrası’nda, ‘Cinsiyeti, soyu, ırkı, dili, yurdu ve kökeni, inancı, dini veya siyasi görüşleri dolayısıyla hiçkimse mağdur edilemez ve hiçkimseye imtiyaz tanınamaz. Hiçkimse özür ve sakatlığından dolayı mağdur edilemez’ yazılı (Niemand darf wegen seines Geschlechtes, seiner Abstammung,seiner Rasse, seiner Sprache, seiner Heimat und Herkunft, seinesGlaubens, seiner religiösen oder politischen Anschauungen benachteiligt oder bevorzugt werden. Niemand darf wegen seiner Behinderung benachteiligt werden).

Uyum Bakanlığı’nın çıkardığı kitapçıkta diyor ki; ‘Bu el kitabı Almanca, Türkçe, İngilizce, Fransızca, Rusça, Polonca, İtalyanca, İspanyolca dillerinde çıkarılmıştır.’ Yani sadece Türkçe değil diğer değişik dillerde var. Buna neden olarakta diyor ki; ‘başka bir ülkeye gitme kararı bazı belirsizlikleri de beraberinde getiriyor. Bu durumu aslında sizden (yani Türk göçmenleri kastediyor) daha iyi kimse bilemez. Bu el kitabı geldiğiniz yeni ortama iyi bir başlangıç ve uyum sağlamanıza yardımcı olmak amacıyla düzenlenmiştir.’

Yine Çalışma Bakanlığı kendi dalında böyle bir kitapçık çıkarmış; içinde iş, aile, eğitim, sigorta vb. birçok konuda yol gösterici bilgiler var. Yani bir göçmen bu kitaba baktığında kendi sosyal hakları nelerdir, ne yapması gerekiyor hepsinin biliyor ve bunlara sahip olabiliyor.

Bunun anlamı, biz Kürtler açısından Alman Anayasası 3. Maddesi’nin ihlali anlamına geliyor. Çünkü aynı şey Kürt göçmenlerin dilinde çıkarılmadığı zaman eşitlik ilkesi bozuluyor. Bizim talep ettiğimiz şu 12 maddenin hiçbirisi, Alman Anayasası’na aykırı ya da anayasanın karşı çıktığı talepler değildir.

Buna taleplerinizden somut bir örnek verebilir misiniz?

Örneğin biz diyoruz ki, anadilde danışmanlık hizmetleri verilsin. Şu anda bazı yerlerde bu yapılıyor. Örneğin Münih İşçilerin Refahı ile ilgili danışmanlık hizmeti veren kuruluşta (arbeiterwohlfahrt), Kürtçe anadilde danışmanlık hizmeti veriliyor. Yani oradaki yöneticilerin, memurların duyarlılığı, demokratlığı ile küçük yerlerde de olsa veriliyor. Bizim bu talpelerimiz aslında siyasi bir kararı gerektiriyor. Hukuki olarak bu taleplerimizi engelleyen bir madde yok. Hatta Almanya kendi anayasasının 1., 3. ve 5. Maddesi’ni ihlal ediyor.

Yine 5. Madde’ye bakalım. ‘Madde 5 [Düşünce ve basın özgürlüğü; sanat ve bilim özgürlüğü] (1) Herkesin, düşüncesini söz, yazı ve resimle serbestçe açıklayıp yayma ve herkese açık olan kaynaklardan, hiçbir engele uğramadan, bilgi edinme hakkı vardır. Basın özgürlüğü ile radyo ve film aracılığıyla haber verme özgürlüğü, güvence altındadır. Sansür uygulanamaz’ (Artikel 5 ‘Meinungs-, Informations-, Pressefreiheit; Kunst und Wissenschaft’ (1) Jeder hat das Recht, seine Meinung in Wort, Schrift und Bild frei zu äußern und zu verbreiten und sich aus allgemein zugänglichen Quellen ungehindert zu unterrichten. Die Pressefreiheit und die Freiheit der Berichterstattung durch Rundfunk und Film werden gewährleistet. Eine Zensur findet nicht statt).

Bizim talebimiz esas itibarıyla Kürtlerin siyasal, ulusal kimliğinin resmi olarak tanınmasıdır. Bu tanınmadığı için birçok hakszlığa uğruyoruz. İşte insanların derneklere üyeliğinden tutun etkinliklere katılmasına kadar.  Bunlarda Anayasa’nın 5. Maddesi’nin ihlali anlamına geliyor.

Biz 1991 yılında Federal Parlamento Dışişleri Komisyonu’nun aldığı kararın hayata geçirilmesini istiyoruz. Bizim taleplerimiz de, zaten bu karar ile örtüşüyor.

Peki bu tavsiye kararını, Parlamento gündemine almış mı? Yani herhangi bir oturum düzenlenmiş ya da  herhangi bir işlem yapılmış mı?

Bu konuda tabii biz Kürtlerin de eksikliği var. Bu tavsiye kararlarını, kimlik kampanyamıza başladıktan sonra tekrar su yüzüne çıkardık. İkincisi  ise, bu bizim eksikliğimiz belki ama Alman Anayasası’nda devlet vatandaşı koruma ve kollama hizmetini kendine görev olarak görüyor. Bu devletin görevidir.

Yani biz Kürtler bunu takip etmedik, bu bizim eksikliğimiz. Öte yandan Alman devletinin, kendi anayasasının bir zorunluluğu olarak takip etmeliydi.

Kampanya çerçevesinde imzalar toplayacaksınız?  Kampanyanın işleyiş süreci hakkında bizi bilgilendirir misiniz?

Evet öncelikle bu kampanyanın dayandığı  anayasa maddesinden başlayalım. Alman Anayasası’nın  45. Maddesi’nin C Fıkrası’na göre, bir dikekçe komisyonu var. ‘Madde 45 c [Dilekçe komisyonu]

(1) Federal Meclis, 17. Madde gereğince Federal Meclis’e verilen dilekçe

ve şikayetleri incelemekle yükümlü olan bir komisyon kurar.

(2) Komisyonun, şikayetleri gözden geçirme yetkileri bir federal yasayla düzenlenir’ (Artikel 45 c [Petitionsausschuß].

(1) Der Bundestag bestellt einen Petitionsausschuß, dem die Behandlung der nach Artikel 17 an den Bundestag gerichteten Bitten und Beschwerden obliegt.

(2) Die Befugnisse des Ausschusses zur Überprüfung von Beschwerden regelt ein Bundesgesetz).

Buna göre, herhangi bir halk grubundan 50 bin kişi, imzaları ile bu komisyona 15 gün içinde başvurursa, Federal Parlamento, o başvuruyu yasa gereği gündemine almak zorunda.

Sol Parti’nin Federal Parlamento’ya bu konuda verdiği bir önergede, bu sürenin 4 haftaya çıkarılması isteniyor.

Bunun mantığı nedir onu biraz açayım: Almanya 2. Dünya Savaşı’ndan sonra şöyle bir şey demiş; ‘parlamenter sistem bazen vatandaşın taleplerini tam dile getiremiyor. O yüzden öyle bir yöntem geliştirelim ki, halkın da taleplerini parlamentoya direkt taşırabilme olanakları olsun.’ Ama ona bir kıstas da getirmişler. Yani vatandaşın bundan faydalanma olanağı az olsun diye, Almanya oturumu olan en az 50 bin insanın aynı talebi, bu komisyona iletmesi lazım. İlgili komisyon bunu değerlendiriyor ve 6 ay içerisinde Federal Parlamento’nun da bunu gündemine alması gerekiyor.

Siz imzalar için 1-15 Eylül tarihini belirlediniz. Peki bu  sürede 50 bin imzayı toparlayabilecek misiniz?

Bu konuda bütün hazırlıklarımızı yaptık. Almanya’nın her yerinde halka bilgilendirme toplantıları yapıyoruz. Hatta bu konuda özel bir bülten bastırdık. Kampanya komisyonumuzun çok geniş bir profili var. Burada imza sayısı 50 bin olarak belirtiliyor ama bizim hedefimiz en az 100 bin imza toplamak. Bunu özellikle söylüyorum, en az 100 bin imza toplayacağız. 1 Eylül’de Berlin’de aralarında milletvekilleri, aydınlar, kurum temsilcilerinin de bulunacağı bir basın toplantısı ile imza kampanyamızı başlatacağız.

Peki Federal Parlamento başvurularınızı gündeme alırsa beklentiniz nedir? Nasıl bir karar çıkabilir?

Orada olumlu ya da olumsuz karar da çıkabilir. Ama biz kampanyayı bir bütün olarak ele alıyoruz. Evet bu imza kartları önemli. Ama kampanya bir tek bununla sınırlı değil. Biz bunu besleyen, güçlendiren başka şeyler de yapıyoruz. Örneğin, ‘kimliğimde etnisite bölümüne Kürt yazılsın’ diye dilekçeler veriyoruz. Bu dilekçeler yerellere, ilçe, mahalle, kasabalara da veriliyor. Biz yıl sonuna kadar en küçük kasabadan başlayıp eyaletler, federale kadar bu taleplerimizi iletmek istiyoruz.

Yine 15 Eylül’den sonra taleplerimizi içeren bir imza kampanyası açacağız. Bu kapsamda her şehirde imza toplayıp, eyalet parlamentolarına vereceğiz. Yine Almanya’daki bütün sivil toplum örgütleri, kuruluşlar ve şahsiyetlere Kürtlerin bu taleplerini desteklemeleri için mektup yazacağız. Bu taleplerimiz, Federal Parlamento gündemine gelmeden bir kamuoyu oluşturmak istiyoruz.

Bu kampanyamızı, hukukçularla hazırladık. Bu hukuki bir kampanyadır. Bu taleplerin kabulü için siyasi bir karar, siyasi bir irade gerekmektedir.

Kimlik kampanyamızı iletip tartıştığımız Alman hukukçular, parlamenterler ve aydınlar, bu taleplerin tamamen makul talepler olduğunu kabul ediyor. Devletin kabul etmemesi için de bir gerekçe olmadığını söylüyorlar.

MURAT ALPAVUT

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

http://www.yeniozgurpolitika.org/index.php?rupel=nuce&id=1133

 

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS