Anerkennung der Kurdischen Identität

Gleiche Pflichten. Gleiche Rechte.

Saturday, Oct 20th

Last update02:39:35 PM

Hauptseite

XWE METİN AYÇİÇEK: Kürt kimliğine özgürlük

Anerkennung der   Kurdischen Identität

Amin Maalouf, Ölümcül Kimlikler adlı kitabında, yeryüzünde yaşayan bütün insanların „bir zincir gibi birbirlerine bağlı“ olduğunu savunarak, kimlik sorununu uluslararası boyuta taşır. „Burada kişi için önemli olan sadece bir halka olmaktan çıkarak kendini sonsuz bir zincirin parçası olarak hissedebilmektir. Eğer insan bunu tasavvur edebiliyorsa bağlı bulunduğu zincirin diğer halkalarına zarar vermeyi asla düşünmeyecektir.“

Maalouf, kimlik sorununun pratik yaşamda karşılaştığı çıkmazlara dikkat çeker ve uyarılarda da bulunur:

1- „Kimlik bir ‘yamalı bohça’ değildir, gergin bir tuval üzerine çizilen bir desendir; tek bir aidiyete dokunulmaya görsün; sarsılan, bütün kişilik olacaktır.“

2- „İnsanların, kendilerini en fazla saldırıya uğrayan aidiyetleriyle tanımlama eğiliminde oldukları, genellemesine varabiliriz.“

3- „Kimliği tek bir aidiyete dönüştürme uğraşı insanları taraf tutucu, hoşgörüsüz yapıyor, hatta kimi zaman da onları birer katile çeviriyor. Dünyadaki katliamlara, savaşlara baktığımızda daima aşılamamış aidiyetlerin izlerini görüyoruz.“

***

Ulus kimliklerin reddini savunurken, böylesi bir idealin gerçekleşebilmesinin ancak bütün kimliklerin yaşamın her alanında eşitlenmesi koşullarında mümkün olabileceğini düşünüyorum. Henüz kullanımla tüketilmemiş tersine kullanımı yasaklanmış bir kimliğin kendini savunma refleksini hep koruyacağını düşünüyorum. Hangi nedenle olursa olsun, kimliklerin kullanımında eşitsizliğin dayatılması, Amin Maalouf’un da dediği gibi, saldırıya uğrayan kimliğin dişe diş bir savunmaya geçmesine neden olacaktır. Oysa kimliklerin aynı saygıyla kabullenildiği, eşitlendiği topraklarda, ne zedelenmiş özgüveni ve korkularla belirlenmiş yaşamı ‘rahatlatabilmek’ için farklılıklar üzerine kurgulanmış üstün bir kimlik edinme gereksinimi duyulacaktır ne de yok edilme tehdidi altında olduğunu düşünen kimliğin kendi varlığını savunmak için sürdüreceği amansız bir kavgaya gerek görülecektir.

Ne yazık ki sorun Kürt kimliği üzerinden tartışıldığında, uluslararası hukuk ne söylerse söylesin, başta Almanya, Fransa, Belçika gibi devletler olmak üzere, ulus devlet çıkarları (yani kapitalist sermaye sınıfı) ne bilimi ne de uluslararası insan hakları tanımlarını reddetmekte hiçbir beis görmedi. Avrupa, katliamlarla tarihten silinmek istenen Kürt ya da Kürdistan gerçeğini sömürgeci devletlerden koparılabilecek ihalelerde pazarlığı güçlendirecek bir kozdan öteye önemsemedi.

***

Toprakları kendi iradeleri dışında parçalanmış ve sömürgeleştirilmiş olan Kürdistan halkı, katliamlardan daha ağır kıyımları asimilasyon uygulamaları ve beyaz soykırım olarak tanımlanması gereken „kimliksizleştirme“ çabalarında yaşamıştır.

Asimilasyon ya da kimliksizleştirerek soykırım bir anlamda mağduru „katilinin kimliğiyle“ yaşamaya zorlamak demektir. Bu uygulama, bir halkın sadece ‘yok edilmesi’ hedefini değil, o halkın yok edilirken de bütün tarihin günümüze dek yaratabildiği en acımasız, en aşağılayıcı işkence yöntemine maruz bırakılması anlamına da gelir. Bu durum psikolojik anlamda, tecavüze uğramış bir insanın, her gün tecavüzcünün kimliğiyle birlikte yaşamaya zorlanması gibi, dayanılmaz bir acıdır.

Ülkeleri zorla gaspedilmiş bu halkın insanlarının kendi istemlerini yok sayarak, işgalcilerinin adıyla Türk, Fars ya da Arap diye tanımlamak, sadece sömürgecilere destek vermek değil, aynı zamanda yaşatılan zulmün ortağı olmak anlamına da gelmektedir.

O kimliği elde etmek için en ağır bedelleri ödemekten çekinmeyen Kürt halkı, dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun kendi ‘Kürt’ kimliğiyle yaşama hakkına en az bir Alman, bir Türk, bir Fransız ya da bir Arap, bir Fars kadar sahiptir. Bu evrensel insan hakkı hiçbir ‘resmi’ gerekçe ile uygulama dışına itilemez.

***

Almanya, Kürtler ve Kürdistan’a yönelik sergilediği politikalarda bugüne kadar hiç de „insan haklarından yana, demokratik“ bir ülke tanımına uygun davranamadı. Ekonomik çıkar ilişkileri insan haklarına ilişkin evrensel değerlerin hep önüne geçti. Ve Türkiye söz konusu olduğunda, Kürtler her zaman karlı bir ihale karşısında değerlendirilebilecek bir koz gibi ele alındı.

Ama biliyoruz ki artık Kürtler eski Kürtler değildir. Yaşanan toprağın adı hiç önemli değildir. Kürtler kimliksiz yaşamayı reddetmektedir artık. Kürtler kendi kimliklerinin kabulüne karşılık, Almanya’ya, sermaye gruplarını mutlu edecek kanla oluşturulmuş ihale olanakları sunamazlar elbette. Ama Almanya, sürmekte olan bu insan hakkı ihlalini reddedip, Kürt halkının İnsan Hakları Evrensel Bildirgeleri’nin güvencesi altındaki kimlik haklarını resmiyete dönüştürerek, kuşaklar boyunca Alman halkını onurlandıracak bir tarihin, demokratik bir hak mücadelesinin saygın bir yazarı olabilir.

Soykırımdan dolayı İsrail’den özür dileme büyüklüğünü gösteren Almanya, şimdi sömürgeci devletlerin soykırımcı politikalarının maşası olmayı reddetmelidir.

Kürt kimliği Almanya’da da özgürleştirilmelidir!

http://www.yeniozgurpolitika.org/index.php?rupel=nivis&id=306

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

 

 

 

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS