Anerkennung der Kurdischen Identität

Gleiche Pflichten. Gleiche Rechte.

Friday, Jan 19th

Last update02:39:35 PM

Hüseyin Tekin: Kürt kimliği tanınsın kampanyası yeni içerik ve hedefler kazanmıştır!

sample imgage

50 yıldan beri Avrupa’nın merkez ülkelerine dağılmış Kürtler, tam bir kimliksizlik durumu yaşamaktadırlar. Yani Almanya ve tüm Avrupa devletlerinin, Kürtleri bir “halk grubu” olarak kabul etmemeleri/tanımamaları bir yana, tıpkı geldikleri devletlerin sınırlarında olduğu gibi bir inkârla da karşı karşıya kalmışlardır. Onlar, Avrupa’da yasalar karşısında Türk, Arap, Fars ya da başka bir “ulus devlet”in bireyleri olarak muamele görmüşlerdir

Kürdistan ve bölgedeki gelişmelerin de etkisiyle, 2011 yılı başlarında Avrupa ülkelerinde yaşayan Kürtler, bu kanıksanmış gidişata karşı mücadele etmenin yöntem ve olanaklarını araştırmaya başladılar. Temmuz 2011’de tartışmalar belli bir çerçeve kazandı ve 17 Temmuz’da “Almanya’da Kürt kimliği tanınsın” kampanyası resmen başlatılmış oldu.

Almanya’da Kürt kimliği tanınsın kampanyası kararı ilan edildiği günlerde Türkiye devleti; yeni bir Kürt soykırımı için ABD, Avrupa Birliği ve Arap gericiliğinin desteğini örgütleme işine tüm olanaklarıyla yüklenmiş bulunuyordu. ABD ve Avrupa emperyalist odaklarının güncel Ortadoğu stratejileri; Türkiye gericiliğine Kürtleri tüm öncekilerden daha kapsamlı ve daha derinlikli bir soykırımdan geçirmek için önemli pazarlık imkânları sunuyordu.

Orta Doğu Arap ülkeleri halkları; aşırı sömürü, işsizlik, yoksulluk, toplumsal çürüme ve vahşi politik baskılara karşı bahar aylarında büyük bir kalkışma başlattılar. Ancak bu haklı ve meşru kalkışma, (başta Mısır olmak üzere) kısa bir zamanda ABD ve Avrupa Birliğinin emperyalistlerinin güdümüne girmiş ve sıra Suriye, Libya, Lübnan ve emperyalist barbarlık açısından sorunlu olan diğer Ortadoğu ülkelerindeydi ve bu iş işin en elverişli taşeron da Türkiye cumhuriyeti devletinden başkası olamazdı.

Böyle bir Ortadoğu denklemi, Türk burjuva devletine de iki önemli olanak sunuyordu. ABD emperyalizminin Türkiye devletine biçtiği kapsamı genişletilmiş taşeronluk görevi; bir yandan ona bölgede hegemonyasını genişletme, beri yanda da Kürtleri kapsamlı bir imhaya uğratmak için pazarlık zeminini güçlendiriyordu.

Komşularla “sıfır sorun” noktasından, “Esad yönetimi meşruiyetini tümüyle yitirmiştir” noktasına kadarki yoğun Türkiye-Suriye diplomasisi süreci; aynı zamanda Türkiye-ABD-AB arasındaki Kürtleri imha pazarlığı sürecidir de. Zira Türkiye Dışişleri bakanı Davutoğlu-Beşar Esad görüşmesi öncesi; ABD Dışişleri bakanlığı, “Suriye konusunda ABD olarak Avrupa’daki liderlerle, bölgesel müttefik ve partnerleriyle ve Arap dünyasıyla temas” halinde olduklarını,“Esad rejimine yönelik baskılarını giderek artıran Türkiye ile çok yakın istişare içinde olduklarını” vurguladıktan sonra, 11 Ağustos’ta ABD başkanı Barak Obama ile Recep Tayyip Erdoğan arasındaki uzun telefon görüşmesinin içeriği ile ilgili geniş açıklamalarda bulundu. Bu açıklamaların hemen ardından Obama; “Başkan Esad’ın çekilme vakti geldi” dedi. Aynı gün AB’nin üç devi, Angela Merkel, Nikolas Sakozy, Britanya Başbakanı David Kameron da “Esad artık Suriye’yi yönetemez” diye ortak açıklamalar yaptılar. Suriye’ye uygulanan yaptırımlar listesine yeni 20 madde daha eklediklerini de ilave ettiler.

11 Ağustos 2011 Obama-Erdoğan telefon ( Davutoğlu’nun Suriye ziyaretini takip eden günlerdir) görüşmesinden birkaç gün sonra, (18 Ağustos) ABD Dışişleri bakanlığı sözcüsü Vikoria Nuland, sürmekte olan Kürtlerin imhası pazarlıklarına net bir açıklık getirerek Türkiye’ye her türlü desteği içeren şu açıklamayı yaptı. “Türkiye’nin terörist saldırılara karşı kendisini savunma hakkına saygı duyuyoruz. Daha geçen ay PKK üç düzineden fazla Türk güvenlik mensubunu öldürdü.  Irak, Türkiye, ABD’nin ortak düşmanı olan PKK’ya karşı mücadelede Irak ve Türkiye arasındaki yakın işbirliğini her zaman destekledik.” Evet bu, Türkiye’nin Suriye’ye girmesi karşılığı bir PKK rüşvetidir.

Bu açıklamanın yapıldığı saatlerde, Kemalist Türkiye cumhireti devletinin MGK ‘sı da Kürtleri imha stratejisinin son rötuşlarını tamamlamak üzere toplantı halindedir. MGK toplantısından bir gün önce onlarca Türk savaş uçağı Kürt köylerine kemikal saldırılara aralıksız devam ediyorlardı. Bir gün sonra da MGK “uzun soluklu, sonuç alıcı” savaş kararının stratejik hedefi olarak; “tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak” tekerlemesi ile Kürtlerin kendilerini yönetme formu olan ‘demokratik özerklik’e karşı bütünlüklü bir savaş ilan ediyordu.

Sonuç olarak, 17 Ağustos gününden beri ABD, Almanya ve aynı zamanda AB, Türk Sömürgeciliği ve bölge gericiliğinin Heron’ları, Predator’ları, Skorsky’leri, ağır topçu bataryaları Kürdistan’ın köylerini ve dağlarını mütemadiyen dövüyorlar. Bu güne değin Türkiye’nin işçi ve emekçilerinin alın terlerinden biriktirdiklerini/çaldıklarını bu savaşta yakmaktan başka elde edebildikleri bir şey yok henüz. Bir haftalık savaşta açığa çıkanlar, dünya gericiliğinin bu kez de Kürdistan’dan eli boş döneceğine işaret ediyor.

Almanya’da Kürt kimliği tanınsın kampanyası, ABD, Almanya, Fransa, B. Britanya, Türkiye ve bölge gericiliğinin bölge halklarına, Kürtlerin soykırım ve imhaları savaşına bütünlüklü bir kavramla giriştikleri yeni bir dönemin içinde sürmektedir. Dolayısıyla kimlik kampanyası salt Avrupa’daki göçmen Kürtlerin demokratik göçmenlik taleplerinin kazanılması kavramına indirgenemez.

Kürt kimliği tanınsın kampanyasını, iki bağlam olarak ele almalıyız. Birincisi, dünya gericiliğinin Kürt ulusal özgürlük hareketi etrafında ördüğü emperyalist-faşist ablukaya karşı Kürt halkının yükseltmekte olduğu bütünlüklü direniş savaşının organik bir parçası olması ve sonra Almanya ve Avrupa’da yaşayan Kürtlerin bütün diğer göçmen topluluklar gibi, bir “halk grubu” olarak tanınması bağlamında yürütülmesi gerektiğidir.

Bu nedenlerle, hepimiz; kimliğim tanınsın istemini, tüm tarafların “yeni bir dönem” olarak kavramlaştırdığı sürecin temel esprisine, Kürt imhasına karşı bir yaşam kavgası olarak düşünmek ve davranmak zorundayız.

Hüseyin Tekin, AGIF - Almanya Göçmen İşçiler Federasyonu

24 Ağustos 2011

 

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS