Anerkennung der Kurdischen Identität

Gleiche Pflichten. Gleiche Rechte.

Thursday, Jan 18th

Last update02:39:35 PM

Ana sayfa

TÜDAY Türkiye/Almanya İnsan Hakları Derneği Başkanı İlkay Yılmaz: Kimlik kampanyasına yönelik kısa bir analiz

sample imgage

Hepinizin bildiği gibi Federal Almanya Anayasası; kişilerin ''temel hak ve hürriyetlerini'' özellikle ilk 19 maddesini, uluslararası insan hakları belgeleri'nden almıştır.

Bunlardan birincisi; hukuksal bağlayıcılılığı olan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi. Ikincisi; Azınlıkların Korunmasına Dair Çerçeve Sözleşmesi ve Azınlık Dilleri Çerçevesi'dir. Bunlardan son ikisini Almanya anayasası, normatif değerler olarak almıştır.Yukarıda saydığımız metinler içerisinde hukuksal bağlayıcılığı ve yaptırım gücü olan esas metin, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'dir.

Almanya anayasasına baktığımızda; temel hak ve özgürlükler iki kategoride düzenlenmiştir. Birinci kategori; herkesin hakları olan yurttaşlık hakları ikinci kategori ise Alman vatandaşların haklarıdır.Fakat yürüttüğümüz kampanyanın doğrudan konusu olması açısından bizler esas olarak Almanya'da yaşayan, tüm yurttaşlar için geçerli olan maddelere bir göz atmak istiyoruz.
Örneğin Eşitlik yasası (Gleichheitsgesetz) Almanya anayasasının 3. maddesinde: ''Bütün insanlar yasa önünde eşittirler. Cinsiyet, soyu, ırkı dili yurdu ve kökeni inancı dini veya siyasi görüşleri dolayısıyla hiçkimse mağdur edilemez ve hiçkimseye imtiyaz tanınanamaz'' maddesiyle düzenlenmiştir.Yine 5. maddesinde:''Herkesin düşüncesini söz, yazı ve resimle serbestçe açıklayıp ve herkese açık olan kaynaklardan hiçbir engele uğramadan bilgi edinme hakkı vardır. Basın özgürlüğü ile radyo ve film aracılığıyla haber verme özgürlüğü güvence altındadır sansür uygulanamaz.'' Vurgusu yer alır.Almanya anayasasında en çok önemsenen bir diğer kavram ise ayrımcılık kavramıdır.Alman anayasasının 34. maddesinde AYRIMCILIK yasağı; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden yola çıkılarak aşağıdaki madde ışığında düzenlenmiştir. ''Bu sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma; cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler ulusal ya da sosyal köken ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayrımcılık yapılmadan sağlanır.''

Fakat pratiğe baktığımızda Almanya, her ne kadar temel insan hakları belgelerinden kaynağını alarak anayasasını şekillendirdiğini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ndeki ayrımcılık yasağı gibi maddelerle de zenginleştirdiğini iddia etse söz konusu göçmenlerin hakları olduğunda; buna uygun bir pratik görememekteyiz.

Göçmen gruplarının haklarına baktığımızda en büyük sorunun temsiliyet sorununda yattığını görmekteyiz.Örneğin sözkonusu seçme ve seçilme hakkı olduğunda AB'ye üye ülke vatandaşları seçimlerde oy kullanma ve seçilme hakkına sahipken, Türk vatandaşı olan Türkiyeli göçmenler bu haktan yoksun bırakılmaktadır. Bu çarpıklığın farkında olan Almanya bu sorunu gidermek adına kısmi olarak yerellerde yabancı vatandaşlara federal entegrasyon konseylerinde ve yerellerdeki yabancı konseylerinde seçme ve seçilme hakkı tanımıştır.Kürtler ise ''vatandaşlık'' kavramı üzerinden bir tartışmanın konusu olarak görüldükleri için, bunun sonucunda Türkiyeli sayılmakta ve kendi kimlikleri üzerinden bir temsiliyet hakkı bulamamaktadırlar.
Buradan da anlaşılıyorki Almanya'nın mevcut Türkiyeli göçmen gruplarıyla kurduğu ilişki sorunlu bir ilişkidir. Öte taraftan özellikle 25 yılı aşkındır siyasal nedenlerle Avrupaya gelip siyasi mülteci kategorisinde yaşamak zorunda kalan yüzbinlerce Kürt'ün durumu ise bir başka önemli sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu vurguyu da yaptıktan sonra konumuz açısından Kürt göçmen gruplarının Almanya'yla olan ilişkilerine ve durumlarına bakalım. Kürtler herşeyden önce temsiliyet bağlamında geldikleri ülke vatandaşlığı içerinde ele alınıp, Türkiyeli göçmen grupları içerinde görülmektedir.

Siyasi mülteci statüsünde bulunan Kürt göçmen grupları bu haklardan yine benzer nedenlerden dolayı yararlanamamaktadır. Böylelikle karşımıza Kürtler açısından tanımlanmamış bir statü ve temsiliyet sorunu çıkmaktadır. Buna bağlı olarak Almanya'da yaşayan Türk göçmen gruplarından sonra ikinci büyük göçmen grubunu oluşturan Kürtler açısından benzer haklardan yararlanma konusunda diğer Türk göçmen gruplarıyla aralarında asimetrik bir ilişki doğuyor.

Anayasada temel hak ve özgürlükler, buna bağlı olarak 'temsiliyet hakları', vatandaşlık statüsü üzerinden tanımlandığı ve uyruk ya da etnik , kültürel kimlik gibi ara kategori ve statüler üzerinden tanımlanmadığı için, Kürt göçmen grupları açısından eşit haklara sahiplik noktasında önemli bir sorun çıkıyor. Doğal olarak ayrı bir göçmen grubu olarak tanımlanmayan Kürtler Almanya'da yok sayılmakta, istatistiklerde dahi yer alamamaktadırlar. Örneğin Federal İstatistik Dairesi (Statistisches Bundesamt) ve Merkezi Yabancılar Sicil Kayıtları'ndan (Ausländerzentralregister) Kürtler hakkında hiçbir sayısal veriye ulaşamıyoruz.
Bu soruna bağlı olarak yakın zamanda Federal Almanya Parlamentosu Sol Parti Milletvekili Ulla Jelpke'nin, İçişleri Bakanlığı'na vermiş olduğu ''Entegrasyon ve bilimsel araştırmalar çerçevesinde önümüzdeki dönemde Kürtler hakkında sayısal verilere ulaşmak için resmi makamlar tarafından bir adım atılması planlanmakta mıdır?'' sorusuna İçişleri Bakanlığı özetle, ''Merkezi sicil kayıtları yasası bunu öngörmediğinden ve sadece vatandaşlık sınıflandırması yapıldığından, hükümetin de entegrasyon bağlamında Kürtler ile ilgili böylesi bir çabanın içerisine girmeyeceği'' yanıtını vermiştir. Yine bu konuya bağlı olarak İçişleri Bakanlığı'nın düzenlediği yıllık göçmenler raporunda kürtlerin bilimsel bir kriterden uzak tamamen tahmini bir rakamla anılmış olması da bizlere vehametin farklı bir yönünü göstermektedir.

Bu yıl hükümet tarafından dördüncüsü düzenlenen Entegrasyon zirvesinde kürt göçmen gruplarının ezici bir çoğunluğu toplantıya davet edilmemiş, geniş kürt topluluklarının kendilerini sivil toplum örgütleriyle ifade etmelerinin zemini yaratılmamıştır. Aslında bu Federal Hükümetin yıllardır kürt halkına karşı yürüttüğü, onu yok sayma, kurumlarını dikkate almama, dışlayarak kriminalize etme çabasının bir başka örneği olmakta.

Yine Ulla Jelpke'nin aynı soru önergesinde ''Hükümet toplumsal dıştalanmayı ve Almanyadaki kürt siyasi faaliyetlerinin kriminalize edilmesinin önüne nasıl geçiyor?'' sorusuna cevaben Içişleri Bakanlığı ''Almanyada kürt göçmen gruplarına yönelik hiçbir kriminalizasyona maruz kalmadığını kayıt ediyor.'' demektedir. Fakat benzer başka bir soruda verdikleri şu yanıt düşündürücüdür. İçişleri Bakanlığı kürtlerin Almanya'daki eylemliliklerindeki yüksek “organizasyon derecesi”, Türkiye'deki gelişmelere bağlı olarak “anında reaksiyon gösterebilme” (Yürüyüş ve gösteri haklarından yararlanarak) ve çabuk “mobilize olma” derecesinden yola çıkarak, kürt göçmen gruplarında bunun bir şiddet potansiyeli yarattığını dile getirmektedir.
Sonuç olarak Kürt göçmen grupları ayrı bir göçmen grubu olarak sayılmadığı gibi, vatandaşlık kategorisi içinde eritilmekte, temsiliyet hakkı elinden alınıp kriminalize edilmektedir. Bütün bu anlattıklarımız kimlik kampanyasının ne denli önemli bir siyasal anlam taşıdığını ortaya koymakta.

Buna bağlı olarak iki yönelim noktamız olmalıdır. Birincisi hali hazırda kısmi olarak kullanılan Almanya'nın bir şekilde kabul ettiği, bizlerin zorlaması, üzerine düşmesiyle genişletilecek ve yaygın kullanım alanları yaratacak haklarımızdır. Örneğin bugün için sadece 4 eyalette gerçekleşen ana dilde eğitimin diğer eyaletlere de taşınması, entegrasyon konseylerinde kürtlerin etkin yer alması, danışma hizmetlerinde ve kamusal alanda çıkartılan broşürlerin kürt dilinde de basımının sağlanması vb.
Diğeri ise henüz hak olarak elde edemediğimiz fakat talep etmek, uğrunda mücadele etmek zorunda olduğumuz haklardır.Bunu şu şekilde özetleyebiliriz: Kürtler yeni bir göçmen grubu olarak tanınmalı. Göçmen olarak hakları güvence altına alınabilmesi için sadece vatandaşlık kategosi içinde değil, hukuksal olarak düzenlenmesi gereken 'uyruk' veya 'etnik kültürel kimlik' tanımı içerisinde ele alınması gerekmektedir.

Unutulmamalıdır ki bu tür kampanyalar herşeyden önce temel insan hakları ve bilincinin geliştirilmesine ve güçlendirilmesine katkı sağlamakta, mevcut ve kazanılacak hakların kurumsallaşması ve kalıcı hale getirilmesine de katkı sunmaktadır. Buna istinaden kimlik kampanyası bu bilinç ve iradeyle yürütülmelidir.

TÜDAY Türkiye/Almanya Insan Hakları Derneği Başkanı İlkay Yılmaz

14.08.2011

 

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS